Elimizde olan şeyleri çok az düşünürüz eksik olanları ise daima.

Salı, Haziran 16, 2009

Hak&hatır ilintisi...

Hakk'ı tanıyan, Hakk'ın hatırını hiçbir hatıra fedâ etmez.

Bediüzzaman (ra)

Cumartesi, Haziran 13, 2009

Yavaşça koşmak gibi bir şey !

Bütün iş birinin dediği gibi,
yavaşça acele etmek aslında

ve sonra adım atmak koşarcasına
nereye koştuğunu anlamadan

anlarsan,anladığın ancak anlayamadığındır

durup bu nedir diye baktığındaysa
adı ancak bir ömürdür...

murathan mungan&fethiparisa

Pazartesi, Haziran 01, 2009

Kendini aşabilmek…

Benlik denizini sarmalayan duvarları parçalamadıkça
Bakış açımızın çağlara seslenebileceğine inanmak lüks olur.
Çünkü benlik algısının duvarları çağların var sanılan duvarlarından daha serttir.
Kendini aşamayanın da çağları aşmasını beklemek yüzme bilmeyen birinin rekortmen olmasını beklemek gibidir.

                                                                                                              fethiparisa

Perşembe, Mayıs 21, 2009

Tutunamayanlara

İnliyor sokaklar bu gece
Çocuklar küsüyor camlardan
Bana
Şarkımı söylüyor yıldızım
Melekler ağlıyor uzaktan bana
Bilmez ki içimi dostlarım
Ağlamam acınmam beklemem
Yakışmaz bana
65742257ph3

Uslanmaz bu yürek
Kendini yaralar
Al Tanrım taşıdım bu kadar
Kaldırmaz bu beden yeni
Bir bahar
Tutunamadım

Tutunamadım

Tutunamadım…


Günah yazılmaz bana

 

Gökhan Kırdar 

Salı, Mayıs 19, 2009

Yol,bilgi,anlamak,detay

Kaplumbağalar
yollar hakkında
tavşanlardan daha bilgilidirler.

Salı, Nisan 28, 2009

Anlamak&Anlaşılmak ikilemi

"Tüm insanların kolayca anladıklarına inandıkları şeylerden en az şeyi anladığım hususundaki anlama zayıflığımı bir sır gibi saklamayacağım."

Evet sonuna dek katılıyorum ve bu herkesin anladığına inandığı şeylerin bilgisini anlamıyor olmak canımı hiç sıkmaz oldu.Hayır bir kendini farklı sanma zannının neşesi değil bu onlar diye nitelendirmek istemesemde ötekileştirmesemde var olan bir diğerleri grubuyla aynılığı oynamamak mutlu ediyor beni.
Hepsi ve tümü yalnızca minicik bir mutluluk; belki bu anlayışsızlığım incelikleri yaşayarak anlamama vesile olacaktır kimbilir!

Gerçek zafer ne imiş ?

Başkalarına karşı zafer kazanan kuvvetlidir,kendi nefsine karşı zafer kazanan ise kudretlidir.

Lao Tzu

Perşembe, Nisan 16, 2009

Hayal,elde ediş,tutku

İnsanın hayali ile elde edişi arasında yalnızca tutkusunun aşabileceği bir mesafe bulunur.

Halil Cİbran

Kemalat

Kemalat yolu ateştendir
Yanmayı bilmiyorsan sakın yola çıkayım deme !

fethiparisa

Çarşamba, Şubat 18, 2009

Ülküler

Çekirdek nevinden ülküler
Orman gibi fikirlere gebedir
Ve bu yüzden iyi seçilmelidir.


fethiparisa

Cuma, Mart 28, 2008

Mucize ve sıradanlık

"Sıradan şeyleri mucizeler haline dönüştürmeyin mucizeleri sıradan şeylere dönüştürün"
Francis Bacon

Pazartesi, Mart 17, 2008

Anlamalıyız

Ne zaman zırhımızı çıkarmaya çalışsak, güneş tenimizi yakıyor. Zırhları üzerlerine ağır gelenler güneşin yakmadığını, hayat verip ısıttığını anlamalı bir şekilde.

Cuma, Mart 07, 2008

Etimolojik mi teknolojik mi sözlük _?

İnsan : Nisyan kelimesinden türemiş olduğuna inanılan çok katmanlı profesyonel unutkanlık mekanizması. Unutkanlığıyla malül pıhtılı toprak parçası. İyinin ve kötünün sınırları içinde sürekli bir gerilim cereyanına kapılmış müstehzi zorba. İki yakınlaştırıcı paletle ayakta durabilme maharetini en iyi sergileyebilen homo homoni lupus. Sınıfsal olarak diğer yaratıkların üzerinde bir imtiyaza sahip olmasına rağmen bulduğu her şeyi yememekte ihtimam gösteren ve fakat bulduğu her şeye karşı zapt edilmez bir tapınma eylemine kalkışan canlı türü. Ortaya sermiş olduğu bütün sanatsal, kültürel ve sosyo ekonomik faaliyetlerinin tamamında unutkanlığının sindirilememiş gayreti gizlidir. Teknik hata.

Hafıza : Kendi kendini imha etmeyi becerebilmiş tek aygıt. Bunu bize tarih öğretti.

Akıl : A ve kıl hece seslerinden oluşmuş bağlantı kurabilme yetisinde olan aygıt. Kurduğu bağlantı kılın çekme kuvvetine eş değer bir bağlantıdır. Tekinsiz aygıt. Her an kopabilir.

Kalp : İnkılâbını süreklileştiren aygıt. Devrim fantazması. Kulp kelimesinin tutamaklığından yola çıkarak elde edilmiş olabileceği düşünülüyor. Bu yanıyla sağlam bir bağlantı noktasıdır.

Ruh : İnsanoğlunun varoluşundan beridir cevabı bulunamayan soğutucu muamma buharı.

El : Yabancı olan, dışa doğru hareket kabiliyeti edinmiş uzuv. İnsanın dışarıyla ilişkisini irdeleyen aygıt. Nesnel iletişim bağı. Formel olarak beş parmaklıdır.

Ayak : Yakınlaştırıcı palet. Bunun dışında çeşitli kullanımları da olan büyük fetiş objesi.

Yüz : Karşısında bulunan hemcinsine göre bir karakter pozisyonu alan likit profil. İç sesin dışa doğru açılımını en kestirmeden sağlayabilmiş iletişim şarjörü ya da içerdekinin dışarıya patlatılmış çizgisiz coğrafyası.

Erkek : Erk; her türlü iktidara namzet olma kasıntısıyla kabaran aygıt. Dişinin içbükeyliğine karşın dışbükey bir açılımı çağrıştırır. Vidada diyebiliriz; böylelikle tutan ve birleştiren bir tarafı da açığa çıkmış olur. Etken olmanın yanında yalıtkanlığı da göze çarpar. Fiş - piriz ilişkisi üzerinde kafa yormalı.

Dişi : Diş kelimesiyle aralarındaki ilişkinin boyutları sadece bir ses benzeşmesi değildir. Kendisine diş geçirilebilecek hassasiyeti her zaman üzerinde taşıyan içbükey letafet. Duy da diyebiliriz. Bu noktada feminist yaklaşımın ciddiye alınacak tarafı yoktur. Kadınsılık, dişiliğin dışında bir yerde alınabilecek bir fenomen olarak orada durur.

Fabrika : İnsanoğlunun bütün boşluklarını üretim denilen bozgunculuğun yamasıyla kapamaya çalışan dev aksesuarlı kompleks çerçeve. Ruha giren zehir hafiye. Party time hapishane koğuşu.

İşçi : Büyük kan dolaşımının önemsiz kılcal damarı. Ya da başka bir deyişle küresel kapitalizmin çok sessiz bir şekilde dönen devasa çarkı. Üretim felsefesinin işlerlik bilincini bir türlü bünyesine yediremeyen hımbıl metabolizma. Kent kültürünün çok renkli animasyon karakteri. Ana arter damarların sahibi olan büyük sermayedarların hiyerarşisinde en alt katmanda bulunan proleter protez.

Şair : Şuurla uzaktan yakından alakası olmayan muhayyel mürted. Bakış açısındaki derinliğe başkalarındaki sığlığın yapısına göre karakter kazandıran kurnaz simsar. Sözün büyüsüyle ip bağlayan, şaşırtan, göz kamaştırıp adrenal artıran yapıbozumcu, kuramsal büyük ego. “Sözün köpeği”. Büyücü. Kadın kısmının pek başarı gösteremeyeceği engebeli arazi.

Memur : Tamire ihtiyacı olan cins bir malzeme yorgunluğu. Gıda sarfiyatı had safhada olmasına rağmen iş görürlüğü dürtme, pohpohlama ve çimdikleme gibi bir takım ivme kazandırıcı manevralarla hal yoluna sokulan sürmenaj yaratık. İmar ve inşa ediciliğinden ziyade mamur olma ihtiyacına acilen cevap verilmesi gereken ham çökelek.

Televizyon : Yüzyılın en büyük terör icadı. Deccal. Gerçeğin görüntüsünden yararlanarak değiştirip dönüştürücülük makamını kısa yoldan kapmış, yapay heyecan üretim potansiyeli ile kitlesel ağrılarımızın azalması için geliştirilmiş sosyolojik aspirin. Kolay yutulduğu halde yan etkileri olarak kaşıntı ve hazımsızlık yapar. Bu çarpık işleyiş, büyük simülatör esnafı tarafından popüler kabızlık olarak da yorumlanır. Roma, Bizans, Çin ve Moğol imparatorluk ordularının hiçbir zaman hayal dahi edemeyeceği fetihlerle takdire şayan bir yerden tebessüm eder kamuya.

Kitap : Duvar ve raf ilişkisi en göze batar yanıdır. İnsan zihnini bölmeleştirip tasnife uğratan sempatik haydut. En büyük tehlikesi insanoğlunu kendi potasında eritip stabilize bir yere sokmasıdır. Oraya giren artık homojenliğini kaybederek heterojen bir objeyle öpüşmek zorundadır.

Gazete : Popüler enformasyon bombası. Dağarcık tartaklayıcı olarak kemikleşmiş bir yapıya sahiptir. Uyuşturduğu gibi bağımlılık da yapan kokain partisi. Bilgilenme yolu olarak takip edenleri enformatik zır cahil yapan kağıt topluluğu. Bir de bunun köşe yazarı vardır ki akla ziyan bir konfor budalasıdır. Anarşinin kent kültüründe kabul görmüş resmi postacısı.

Okul : Politik kurgunun büyük üniforma üretim merkezi. Hapishane mantığının haddeden geçirilerek inceltilmiş nahif sivilliği ya da müşterek aklın hazza dönüştürülmüş bitkisel sosyetesi. Sosyal üretim mekanizmasının filitrelendirilmiş şuurlandırma bacası. Kısır döngünün fır döndüğü çorak ülke. En bildik çağrışımı kara tahtadır. Karanlığı çağrıştırır. Minimal gelişim maksimum ahmaklık butonu.

Kardan Adam : Eski pagan kültürünün günümüz dünyasına uyarlanmış komedyan müsveddesi. Kara gözlü kış ikonu olarak da anılabilir. Havuç ve süpürge desteğiyle işlerlik kazandırılmış mazbut heykel. Son zamanlarda sakal ve türban takılarak hayat hikâyesi politikleştirilmiş saftirik şaklaban.


www.cemaat.com'dan alıntıdır...

Çarşamba, Şubat 27, 2008

Bir gün anlatsam sana , ki hepsi gözlerimde

Bir gün anlatsam sana , ki hepsi gözlerimde

Yüzünden başlasam gitmeye uzaklara, duymasam kimseyi
Sonu olmasa ummadık rüyalarda, eksilse yokolsa bile değer


Bir gün kendimi bırakıp, sana anlatsam ne olduğunu
Neden sözleri yuttuğumu, gerisi zaten gözlerinde


Lütfen beni hemen uyandır, ya da hep öyle bak yüzüme
Ne kork benden ne uzaktan dinle, lütfen beni uyandırma


Sesim kısılsa, korkmasam karanlıktan, en baştan başlasam
Anlamsız sözlere artık hiç bulaşmadan, beklesem yanında


Lütfen beni hemen uyandır, ya da hep öyle bak yüzüme
Ne kork benden ne anlatmamı iste, lütfen beni uyandırma

Cuma, Şubat 22, 2008

İlişki ve Süreçler

Herhangi bir şekilde ilişki içindeki kişilerden her biri, bir diğerinin içten içe yaşıyor olduğu süreçlere saygılı bir mesafede durmayı bilmeli. Yaratıcı da buna önem veriyor olmalı ki kitap göndermiş, süreçlerin kendi seyrinde sürmesi için, tek tek çıkılacak basamaklar koymuş. Üstelik bu kemâlât için bir ömür boyu mühlet vermiş.

O halde birine, "şunu anlamıyor olman ne fena, bilsen pek de güzel" demek, ziyadesiyle kaba bir davranış olacaktır. Halbuki kendisi dışındaki herhangi bir insanla [velev ki bir anlık da olsa] ilişki tesis eden kişi zerafetten nasiplenmelidir.

...

Evet, yaklaşık olarak böyle bir şeyler karaladım bugün defterime, böyle dedim kendime.


Kendisine sormadan alıntıladığım http://followthefever.blogspot.com/ yazarı turuncu'ya teşekkürü bir borç bilirim ..